Büryan

Rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Doğu seferi sırasında ordusuyla birlikte Siirt yakınlarında konaklamıştır. Uzun yolculuk şartları ve savaş hazırlıkları sebebiyle bitkin düşen orduyu en iyi şekilde ağırlamak isteyen bölge halkı, yöreye özgü özel bir pişirme tekniğine başvurmuştur. Toprağa açılan derin kuyuların gece boyunca meşe odunuyla ısıtılması ve kuzu etlerinin bu kuyularda kendi buharıyla saatlerce pişirilmesiyle hazırlanan bu özel yemeğin kokusu, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte tüm ordugâha yayılmıştır. Kendisine sıcak pide üzerinde ikram edilen kebabı çok beğenen Yavuz Sultan Selim’in, “Böylesi bir lezzet ne saray sofralarında ne de başka diyarlarda görülmüştür.” diyerek ustaları taltif ettiği aktarılmaktadır. Bu olayın ardından bölgede simgeleşen yemek, Farsçada “kızarmış veya pişmiş et” anlamına gelen “büryan” ismiyle anılmaya başlanmıştır. Kökeni göçebe çoban kültürüne dayanan ve dağlarda toprağa kazılan çukurlarda etin kendi buharıyla pişirilmesi esasına dayanan bu geleneksel yöntem, özünü koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.